2 Kasım 2018 Cuma

Tohum Patentleri ile Mülksüzleştirme


           Bu yazı Özgür ÖZTÜRK ve Elife KART tarafından yazılmış "Tarımda Neoliberal Mülksüzleştirme: Tohum Patentleri" adlı Sosyoloji Araştırmaları Dergisi 20. sayısında Nisan 2017 tarihinde yayınlanan makalenin özetidir.

            Makale günümüz tarımında uygulanan tohum politikasının köylüleri nasıl topraksızlaştıracak politikalara dönüştüğünü anlatmaktadır. Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte küresel tarım ve kimya şirketleri geleneksel tohumlara göre daha verimli ve dayanıklı tohumlar üretmeyi başarmışlardır. Ancak bu tohumlar üzerindeki hakları sadece bir mal satışı şeklinde olmamakta genetiğini de bir meta haline getirmektedir. Bu durumda sattıkları tohumların patentli genetik haklarının ellerinde olduğunu iddia ederek çiftçilerin yüzyıllardır yapmakta olduğu tohum üretimini engellemektedirler. Bu durum çiftçilere ağır bir yük getirerek onları topraksızlaştıran bir politika aracı haline gelmiştir. Bu durumun oluşmasında biyolojik-genetik gelişmeler sonucunda üretilen hibrit tohumların bir meta haline gelmesi ve bunların hukuki olarak hak iddia edebilmesini sağlayan patent, fikri mülkiyet yasaları vardır.


            Küreselleşme ile birlikte köylerde Pazar için üretim başlamıştır. Bunun sonucu olarak daha yüksek verim ve daha düşük fiyata üretim yapma gereksini ortaya çıkmış tarımda makineleşme için çiftçiler kredi çekerek borçlu duruma düşmüştür. Son 20 yılda 300.000 çiftçinin Hindistan’da intihar etmesi hiç şüphesiz bu üretim ve borç baskısının sonucudur.
El Koyma ve Mülksüzleştirme Yoluyla Birikim
            Marx’a göre sermaye oluşumunun ilk birikimi zor yoluyla çiftçinin topraklarına el konulmasıyla başlar. Bu durum çiftçinin topraksız kalmasına yol açar. Topraksız kalan köylüler kapitalist sistem için ucuz iş gücünü oluşturur.
            Rosa Luxemburg Marx’ın tarif ettiği bu birikimin bir tekrar üretim döngüsüne girebilmesi için pazara ihtiyaç olduğunu söyler. Böylece kapitalizm kendini devam ettirebilmek için kapitalist olamayan toplumlar ile ticaret yapması gerekir. Tarihsel süreçte Çin Afyon Savaşı ya da Japonya’nın dünyaya açılmaya zorlanması kapitalist sistemin kendini devam ettirebilmesi için bir zorunluluk olarak görülmelidir.
            Neoliberal ekonomiler 1970’lerden sonra devletin küçülmesi gerektiğini savunmuşlardır. Daha fazla piyasa egemen ekonomiler oluşması sermaye sahiplerine yaramış ve yeni birikim alanları elde etmişlerdir. Günümüz mülksüzleştirme politikaları olarak, azalan işçi hakları, reel ücretlerin düşmesi, işlerin sürekliliğini kaybederek çalışanların yoksullaşması, iş güvencelerinin ortadan kalkması ve özellikle son dönemlerde hane halkının artan borçlanması ile birikimlerine el koyulması sıralanabilir.
Kapitalizim gün geçtikçe daha da vahşileşerek kendine yeni alanlar aramakta, kamu hizmeti olarak verilen hizmetler giderek azalmakta ve devlet kurumları özelleşmektedir. Tüm bunların sebebi kendine yeni alanlar arayan kapitalizmin insanlığın ortak değerlerine el atarak bunları metalaştırmasıdır.
            Günümüzde uluslar arası kuruluşlar (örneğin uluslar arası çalışma örgütünün (ILO) kuruluşu ve bu örgütün dayattığı politikalar) ülkeler üzerinde bir baskı aracı olarak piyasaların dünyaya açılmaya zorlamakta ve IMF gibi kuruluşlar devlet politikalarına müdehale ederek kamu hizmetlerinin özelleştirilmesini teşvik etmektedirler.
            El Koymanın Aracı Olarak Fikri Mülkiyet Hakları (FMH)
            Bilgi içinde bulunduğumuz yüzyılın yeni metası haline gelmiştir. Sermaye bu yeni birikim alanında yeni hukuki korumaya ihtiyaç duymuştur. Bunun sonucunda Fikri Mülkiyet Hakları kavramı doğmuştur. Böylece bilgi metalaşmış ve ticarileşmiştir. Küreselleşmenin gereği olarak bu haklar tüm dünyada geçerli olmuştur.
            İnsanlığın ortak kullanım alanı olarak bugüne kadar süregelmiş tarım gelenekleri ve hatta canlılar patent konusu olmuştur. Genetik mühendisliği ürünü bir fare 1988 yılında Harvard’da patentlenerek canlıların patentlenmesinde bir ilk olmuştur.
            Yeni Teknolojiler, Yeni Birikim Alanları
            Teknoloji geliştikçe alışkanlıklarımız ve kültürümüzde beraberinde değişmektedir. Bilgi teknolojilerin gelişmesi, bilgisayarların yayılması, bilgiye ulaşımın kolaylaşması ve biyolojide yaşanan gelişmeler DNA’nın önce anlaşılmasına sonra da müdahale edilmesine olanak sağlamıştır. Bu durum sonucu üretilmiş DNA ve canlılar ortaya çıkmakta ve organik meta olarak kavramlaştırılabilecek yeni bir birikim aracı oluşturulmuştur. Organik materyal üzerinde mülkiyet hakkı Fikri Mülkiyet Hakları sayesinde uluslararası bir hukuki geçerlilik kazanmıştır.
            Organik Bir Meta Olarak Tohum Üzerinde Mülksüzleştirme ve Mücadeleler
            1930 yılında ABD’de “the Plant Patent Act (PPA)” ile bitkiler üzerindeki patent uygulanabileceği ortaya koyulmuştur. Canlılar üzerinde patent hakları ise “the Plant Variety Protection Act (PVPA)” ile 1970 yılında yürürlüğe girmiştir. ABD’de "1980’de ilk kez mikroorganizmaların, 1985’te bitkilerin, 1987’de memelilerin ve 1988’de insan derisinin patentinin alınabileceğine ilişkin yasalar çıkartıldı".
            Bilginin üniversiteler ve kamu kurumlarında başlayan üretimi artık piyasaya kaymış ve metalaşmıştır.
            Tohum Üzerine Mücadeleler
            Genetik gelişmeler tohum sektöründe kendini GDO olarak göstermiş ve tohumların patentleşmesi ile yüzyıllardır devam eden gelecek sene için tohum saklama gibi çok basit tarımsal faaliyetler bile patent davalarının konusu olabilmektedir. Makalede incelenen dava da bunun bir örneğini ortaya koymaktadır.
            Bir üretim faaliyeti sonucu ortaya çıkan eşya üzerinde fikri mülkiyet hakkı tanımlaması yapılması kolaydır. Ancak bir genetik meteryal üzerinde böyle bir tanım yapılması canlılığı patentlemek demektir. Gelecek sene tekrar ekilen tohumlar doğal olarak canlılığın bir devamı mı yoksa bir kopyalama işlemi midir? Mahkeme GDO’lu tohumları gelecek sene ekmek için saklayan çiftçiyi haksız bulmuş ve patent ihlali yaptığına karar vermiştir.
            Sonuç
            Sermaye birikiminin teknolojik gelişmeler ile edindiği genomu değiştirilmiş organizmaları fikri mülkiyet hakları çerçevesinde devlet zoru ile çiftçilere uygulatmaktadır. Şirketlerin tohumları bir patent öznesi haline getirmeleri doğal üretim sürecine ters bir durum oluşturmaktadır. Bu durum çiftçilerin giderek mülksüzleştirilerek şirketlere artı değer sağlayan üretim birimlerine dönüşmelerine yol açmaktadır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder