1 Ekim 2019 Salı

Kent


                Kentler, mekânda ideal düzeni oluşturma çabasıdır. Toplumun bir düzen içinde yaşaması için belirli bir mekâna sahip olması gereklidir. İnsanlar mutlu, huzurlu ve beraber yaşayacakları, temel gereksinimlerini karşılayabilecekleri mekânlar olarak kentleri kurmuşlardır.
                Kentlerde iş bölümü ile beraber uzmanlaşma ve toplumsal sınıflar ortaya çıkar. Milattan önce 4000-5000 yılında ilk kentler genel olarak su kaynağı yakınına ve verimli işlenebilir alanlarda ortaya çıkmaya başlıyor. Kentlerin oluşumunda en önemli faktörlerden biri artı ürünün yani saklanabilecek biriktirilecek ürünün ortaya çıkmasıdır. Bu ürünün korunup saklanması, dağıtımının planlanması için toplumsal sınıflar ortaya çıkmıştır. Kent farklı sınıfların ortaya çıkması ile toplumsal yapısına kavuşmuştur.
Çatalhöyük



                Kent ve devletlerin ortaya çıkışı paraleldir. Yerleşik düzene geçiş örgütlenme ihtiyacı doğurmuştur. Bu ihtiyaç sonucunda kent ve daha sonra da devletler ortaya çıkmıştır. Kent “civitas” anlam olarak devlete ait, siyasal alan, yurttaşa ait anlamlar içerir. İletişim ve ulaşım olanakları gelişmemişken siyaset, yönetim ve devlet işleri kent içinde oluşuyordu. Bunlar ilk şehir devletleri oluşturdu. Yurttaşlık bilinci kentlerde ortaya çıktı.
                Kenti büyük ölçekli evimiz olarak görebiliriz. 1933 Atina Sözleşmesine göre kentin işlevi; oturma, barınma, çalışma, dolaşma, dinlenme, eğlenmedir. Aristo’ya göre “kent daha iyi bir yaşam yerini” ifade eder. Kent toplumların ihtiyaçlarını karşılamak için kurulduğundan kente ilişkin kararlar yurttaşların fikirleri alınmadan gerçekleştirilmemelidir.
                Kenti kent yapan bazı işlevler vardır. Ödenebilir ve sağlıklı koşullarda konut sağlanması, herkes için insan onuruna yakışır bir yaşam alanı oluşturulması bunlardan bazılarıdır. Kent herkes için yaşanabilir ve ödenebilir koşullarda yaşam sağlamalıdır. Ayrıca insanların yetenek ve becerilerine uygun işler bulabilmeli, eğitim alabilmeli, ücretler adil ve yeterli olmalıdır. Her gelir grubundaki insan kentin sağladığı olanaklardan yararlanabilmelidir.
                İdeal kentin nasıl olması gerektiği hakkında tarihten günümüze birçok düşünür kafa yormuştur. Bunların uzlaştıkları birkaç nokta vardır. Her kent kendi dokusunu yaratmalı, her kent özgün olmalıdır. Kentler içinde yaşayan insanları olumlu ya da olumsuz etkileyebilmektedir. Su kaynakları, gıda güvenliği, yerleşim yoğunluğu, yaya alanları düşünülmemiş; sosyal faaliyetleri gerçekleştirme konusunda yetersiz kentler insanlar üzerinde olumsuz fiziksel ve psikolojik etkiler bırakmaktadır.
               Henri Lefebvre Şehir Hakkı adlı eserinde kentte yaşayan insanlar ile kent ilişkisini bir hak çerçevesinde ele almıştır. Bu esere göre kenti etkileyecek kararlarda kenttaşlar etki sahibi olmalıdır. Bu etki dilekçe ve bilgi edinme hakları olarak örneklendirilebilir. Halk önce kendisini sonra çevresini geliştirerek yönlendirici olmalıdır. Kentli haklarının gelişebilmesi için öncelikle kentliler fikirsel olarak kendilerini geliştirmelidir. Böylece kenti de değiştirebileceklerdir. Bu etki çift taraflı bir etki yaratacaktır. Daha yaşanabilir bir toplum ve düzen hem kenti hem de kentlileri geliştirecektir. Daha iyi bir yaşam düşüncesi kentlerden başlar. İnsan haklarının bir parçasını da kentli hakları oluşturur. Bu yüzden insanlar haklarını bilmeli ve pasif yurttaşlıktan aktif yurttaşlığa geçmelidir.
                Kentin yurttaşı anlamına da gelen kenttaşlık kavramını, temel ekonomik, toplumsal, kültürel, siyasal haklarla birlikte dayanışma haklarının kent mekanında somutlaşmasıdır.
                Ulaşım-toplu taşıma, kültürel faaliyetlerin artması, yeşil alan, meydanlar, yapılaşma, güvenlik gibi konularda yöneticiler ve kenttaşlar beraber karar almalıdır. Kent, insan haklarının korunduğu ve geliştirildiği bir alan olmalıdır. Bu alanı yaratabilmek için toplumdan bir talep gelmeli ve bir kent algısı oluşmalıdır. John Friedmann kentten beklentisini konut, sağlık, iş ve yeterli toplumsal koşullar olarak maddede sıralamıştır. Kent etik bir bakış açısıyla sosyal adalet, eşitlik ve ortaklık ile yaratılabilir.
                Sürdürülebilir kent, kentsel yaşam kalitesinin korunduğu ve geliştirildiği bir kenttir. İdeal bir kentin oluşması için yoksulluğun ortadan kalkması gerekir. Gelecek kuşakların da yaşama hakkı güvence altına alınmalıdır. Yaşanabilirliği geleceğe de aktarmalıyız. İdeal bir kenti bozulmadan geleceğe taşımak gerekiyor.   1977’de Dennis Pirages sürdürebilirlik kavramını ortaya atarak kuşaklar arası ekolojik bütünlüğün sağlanması gerekir. Sadece bir kuşağın kendi arasındaki adaletin sağlanması yetmeyeceğini kuşaklar arası da adaletin sağlanması gerektiğini söylemiştir. Sürdürülebilir gelişme; kaynakların sömürülmesinde, yatırımların yönlendirilmesinde, teknoloji gelişmenin yöneliminde bir değişim süreci başlatılmadan mümkün değildir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme